12 Ocak 2010 Salı

sabun sabun sabun

Düzen devam ediyor. Şimdilik bir aksilik olmazsa böyle gidecek. Önce ki gün lavantalı döktük ama yazı konusunda biraz geri kaldığım için günlük, atölyeyi iki gün geriden takip ediyor.
Sevgili Hope bahçesinde yetiştirdiği lavantaları toplayıp bir bölümünü de bana ayırmıştı. Getirdiğinden beri dalları bir türlü ayıklayamadım. Nihayet lavantalı yapmaya karar verince günlük hazırlıklarımızı yapıp bütün malzemelerin uygun ısıya gelmelerini beklerken önce öğle yemeğimizi yiyip ardından lavantaları ayıklamaya başladık. Bu tip işleri iki kişi yapmanın avantajı sohbet ederken nasıl bittiğini anlamıyorsun.




Ardından da bu lavanta tanelerini sabunumuzun üzerinde süsleme için kullandık. Sabunda kullanacağımız lavanta uçucu yağını dolapta ararken ise elime calendula (aynisafa) yağı geldi.




Bir süre önce sabunda kullanmak üzere aldığım yağı dolapta unutmuşum. Hemen bu gün için yapılacak sabun sırasını sütlü ballıdan calendulalıya çevirdim. Dün ise bütün gün üzerini ne ile süsleyebiliriz diye düşünürken Zeynep'de kurutulmuşunun olabileceği geldi ve aradım. annesiyle benden konuşuyorlarmış o sırada. Annesi güzel domates tohumlarından bende olabileceğinden bahsetmiş. Geçtiğimiz yaz yine Hope'dan aldığım pembe domateslerden dikmiştim bahçeye. O kadar güzel oldu ki. Çocukluğumdan beri bu kadar lezzetli domates yememiştim. Yan bahçede ki teyzeyle amca ki onlar ticari yapıyorlar bahçeciliği pembe domatesi duyunca herkesin bunu sorduğunu ama tohumlarının olmadığını bahsettiler. Bende onlara domateslerden götürüp belki önümüzde ki yaza alacakları tohumdan onların da üretebileceğini söyledim. Umarım yaparlar.
Gelelim calendula'lı sabuna. Zeynep'in bodrum'da doğal ürünler dükkanı var dolayısıyla kurutulmuş calendula onda olmayacak da kimde olacak.


                      kurutulmuş calendula (aynisafa) taç yaprakları




                   sabuna renk katsın diye ilave ettiğimiz mimoza yaprakları

Ancak dükkan akşam olunca kapanmış ve evdeler. Şansıma bir iki saat sonra bir şey için dükkana gideceğini ve sabah da eşi Burak ile Turgutreis'e gönderebileceğini söyledi.
Ertesi gün sabah hemen calendulalarımı almaya gittik. döner dönmez de hesap işlerime koyuldum. Çünkü sabunda ki baz yağlara eklenen her yeni malzeme için sabunun hesaplarını yeniden yapmak gerekiyor. en küçük bir hata bütün emeğinizin heba olmasına yol açıyor. Bu yüzden hesaplarımı üstüne iki kez daha kontrol ettikten sonra sabuna giriştik. Bu arada Duygu da geldi. Her şey tam istediğim gibi gitti sonuçta yine harika bir sabunumuz oldu.


              kalıba döküldükten sonra sabunun yüzeyinin düzeltilmesi



                              ve üstü kapatılmadan önceki son hali



                                               calendula (aynisafa)

Calendula (aynisafa) çiçeğinin harici yararları

Aynisafa çiçeği antiseptiktir. Doku ve damar büzücü etkisi vardır. Yara iyileştiricidir. Deride enfeksiyon ya da darbeyle meydana gelen yara, bere ve eziklerin iyileştirilmesinde etkili olur. Küçük yanıklar ve sıcak suyla haşlanma durumlarında ilkyardım aracı olarak işlev yapar. Akne tedavisinde ortaya çıkan yangıyı azaltmak ve yerel iyileşmeye yardımcı olmak üzere kullanılır. Ayak parmakları arasında oluşan mantarları (madura ayağı) iyileştirmekte kullanılır.
kaynak: www.bilgikutum.com/aynisafacicegi.htm


Lavanta yağının faydaları ise; çok güçlü antiseptik (mikrop öldürücü) ve antibiyotik (bakteri öldürücü) etkiye de sahipdir. saç dökülmesine engel olur, afrodizyak ve sakinleştiricidir.









Bir sabunun ardından diğerini planlamaya başladım ve bu mevsim dağlarda bolca bulunan yaban mersininden de yapayım dedim. Dün Kavakderesi'ne gittik. Bodrum'un en sulak, yemyeşil vadisi. Kavakderesi ismi ise çınar ağaçlarından geliyor. Buralarda çınara kavak adı verilmiş her ne hikmetse.
Önce Hope'a uğradık. Ona ne istediğimi ve vadi de en çok nerelerde bulabileceğimi sorunca siyahları için geç kaldığımı söyledi. Ben de onlardan bulamadım zaten. Bu yüzden beyazlarından topladım. Sırada önceden ertelediğim sütlü ballı ardından da yaban mersinli sabun var.

6 Ocak 2010 Çarşamba

tarçınlı sabun ve mimoza yaprakları

Yılbaşı kermesi, tatili derken nihayet iki gün önce çalışmaya yeniden başladık.
Atölye kontrolleri gösterdi ki bir çok temel sabun çeşidim tükenmiş. Bu yüzden öncelik sırası yapıp işe tarçınlı ile başlamaya karar verdim. Duygu gelince üzerini ne ile süsleyelim diye konuştuk. Önceden kullandığımız ağaç bu mevsimde çıplak. Düşününce karabiber ağacının yapraklarının da sabunun üstünde çok güzel duracağına karar verdik ancak bu ağaç bahçemizde yok. Hiç bir şeye başlamadan sıkıca giyindik çünküü nihayet hava soğudu. ardından yola koyulduk, Kadıkalesi yolu üzerinde iki çiçekçi ve çeşit çeşit ağaç var bir şekilde karabiber yapraklarımızı toplarız diye düşündük. Sonra henüz yolu yarılamamıştık ki mimoza ağacını gördük. Açtığında çiçekleri çok güzel ve mis kokulu bu ağacın yaprakları da çok harika tam da aradığım gibi. Ardından hazır buralara gelmişken bir de uzun süredir istediğim mercan çiçeğinden almak üzere çiçekçiye kadar devam ettik. Unuttum bu arada mimoza dikenli bir ağaç o güzel çiçeklerini insanlardan korumak için silahlarını kuşanmış. Ancak bu silahlar benim gibi yaprak avcıları için aynı zamanda. Ne kadar temkinli olsam da arada iğneler batmadı değil. Bu arada yoldan geçen amca merak içinde bizi süzerek yanımızdan geçerken kısa bir süre sonra ardından gelen teyze merakla sordu ''şifalı mıymış yaprakları?" "hayır teyzeciğim süslemede kullanacağız" diye cevap verdi Duygu. Bense o kadar dalmışım ki yaprak toplamaya teyzenin sorusunu kaçırdım.


                                                      tarçınlı sabun ve mimoza yaprakları

Çiçekçiye geldiğimizde ise koca serada kimsecikler yok seslendik seslendik sesimizi kimseye ulaştıramadık. Neyse ki köyümüzün  ileri gelenlerinden bir şahış ismini bilmiyorum seranın sahipleri adına bize satışımızı yaptı da çalışmaya geri dönebildik. Köyde yaşamanın güzel yanı dükkanınızı bırakıp gitseniz de çalışmaya devam eder kimse bana ne demez. Ne güzel...




Atölyeye geri dönünce pür telaş hazırlıklara giriştik her zaman ki gibi kostiği tart, yağı tart, ısısını kontrol et, kovayı hazırla, kalıbı hazırla vs. vs. İşin en güzel yanı ise toplanılan yapraklar ile sabunun süslenmesi.
Ertesi günü açtığımda ise sonuç gerçekten tatmin edici.







mandalinalı sabunlarda top haline getirilip üzeri karanfil ile süslendi.

22 Aralık 2009 Salı

Aralık ayı



                                                                              

Herkesin yeniden içinde umut yeşerttiği, dileklerin ve beklentilerin yüzlere yayılıp hatların gevşediği ay. Noel’in ve yeni yılın hazırlıkları tüm hızıyla devam ediyor, bütün ülkelerde ve şehirlerde olduğu gibi Bodrum’da da durum aynı. Bizde bu rüzgârdan payımızı almak için üç gündür kermeslerdeyiz.




Stantlarımızı oradan oraya taşıyıp ürettiğimiz işlerin tanıtımını ve birazda satış yapmak istiyoruz. Kendi adıma uzun süredir köyden çıkmadığım için bir nebze bu etkinlikler iyi geldi. Uzun süredir görmediğim arkadaşlarımı gördüm. Hepsini ve onlarla sohbet etmeyi özlemişim. Ancak iki günden sonrası fazla geldi. Ama ne yapalım bu gün evdeyim sonra iki gün daha gidip yeniden evime döneceğim. Bahçeme hayvanlarıma, atölyeme kavuşacağım. Güneşli günlerde sahile inip deniz kıyısında kahve içip gevşeyerek zaman geçireceğim. Yalnızca güneşli günlerde değil aslında fırtınada da sahilde olmak çok güzel. Dalgalar sahili sonsuz bir güçle döverken yağmurun ve fırtınanın önünde denize kadar sürüklenmiş her türlü nesnenin arasında gezinmek ve telaşsız, saatlerce sahilde lodosçuluk yapmak. Ahh iki gün şehirde olmak beni çok yordu.

12 Aralık 2009 Cumartesi

Mandalina bahçesi ve mandalinalı sabun

Bu sabah güneş gökyüzünde gülümsemeye başladı yeniden. Hala bulut olmasına karşın pırıl pırıl bir hava. Yağışın getirdiği nem biraz ürpertse de tenimizi, bu gün güzel bir gün olacak.
Güneşin ışığını görünce bahçeyi fotoğraflamak istedim.



Bahçemizde yalnızca mandalina yok tabii. Üç beş çeşit mandalinanın yanında yine yemelik ve sıkmalık olmak üzere portakal, turunç, limon, greyfurt, nar, hemen kapının önünde ayva, muhteşem erik ağaçları, badem, birkaç çeşit üzüm asması, zeytin, vs. vs.



Yabanıl ağaçları saymıyorum. Her mevsim ayrı bir güzel burası.
Bir gün gecikmeyle açtım sabunu. Eh yine çok güzel ve olması gerektiği gibi.



Sabunumun suyu mandalina ve havuç. Havucu hem renk açısından, hem de betakaroten olduğu için koyuyorum. Malum cilt konusu temizliğin yanı sıra birincil konumuz. Uçucu yağlarımız ise lime mandalina, clementin mandalina ve bunlara çok yakışan karanfil. Karanfil oranı diğerlerine göre daha düşük. Geriden hafifçe algılanan karanfil yağını  narenciyeye biraz da baharat etkisi vermek için koyuyorum.



Mevsim bitmeden birkaç parti daha dökmek lazım bu sabundan.

11 Aralık 2009 Cuma

Burası Gümüşlük

Duygu doğumdan ve hareket kabiliyeti azalmadan son bir kez İstanbul’a gitmek istedi ve bu gün orada. Bense dün ne olursa olsun mandalinalı sabunu dökmeye karar verdim. Bir önceki gün mandalinaları ağaçtan topladım ve hiç bekletmeden dilimleyip dehidratöre koydum.




Mandalinalar ertesi gün hazırdı her biri çıtır çıtır ve turuncu renklerini hiç kaybetmeden kurudular.









Ancak hava muhalefeti var. Gökyüzü simsiyah yağmur ha babam yağıyor. Bir ara diner gibi oldu koşturdum yine bahçeye bu seferde sularını sıkmak için koca bir torba alıp ağaçların yanına. Topladım da topladım.  Sonunda eh yeter artık deyip koştum eve ve ardından yine yağmur. Sevgili Ani gelebilmek için bir saat evde bekledi. Önceki günden sözleşmiştik bana gelecekti. Mandalinaları sıktım ki bu arada elektrikler kesik. Burası Gümüşlük eski Bodrum’un hali. O zamanlarda da elektrikler sürekli gider mum ışığında gaz lambasında saatler geçirirdik. Neyse sıra havuçların suyunu sıkmaya geldi katı meyve sıkacağını kullanacağım hala elektrikler yok. Bu arada Ani geldi birlikte sohbet edip Türk kahvemizi içtik ve elektrikler. Koşup hızla havucun suyunu da sıkınca rahatladım artık rutin işlere sıra gelmişti. Kostik sıktığım meyve suyuna karıştırılıp eritildi yağlar hazırlandı ve uygun ısıya gelmeleri için beklemeye alındı.
Bizde bu arada fal bakıp klasik kadın sohbetlerine geçip hayattan dem vurup sohbet ettik.
Yağmur hala şakır şakır. Şimdi sıcak bir tarhana çorbası nasıl güzel olur diye düşünürken yapmaya kara verdik aslında zamanın nasıl geçtiğini anlamamışız. Öğle yemeği zamanı çoktan geçmiş biz ikindi ile akşam arası öyle yemeğimizi yedik. Bu arada yağmur biraz bize acıdı. nispeten  yavaşladı ve Ani de  koşturarak evine döndü. Bende yine derece elimde yağın ve kostiğin ısısını ölçmeye. Hadi iki derece kalmış kova nerede, spatula, kalıp derken her şey hazır. Elimde çırpıcı tam kovaya daldırdım ve elektrikler yine gitti. Ne zaman gelir diye endişeyle dolu bir onbeş dakika geçti ki geldi ve koşarak sabunumuzu hazırlayıp yiğit’in yardımıyla döktüm malum kova ağır tek başıma kaldıramıyorum.
Hemen üzeri kurutulmuş mandalina dilimleriyle ve Ayşegül’ün hediyesi karanfillerle süslenip her zaman ki gibi sarılıp sarmalandı. Bu gün sabun hazır ama daha açmadım yarına bıraktım o işi. Fotoğraflarıyla yarın burada olacak.

9 Aralık 2009 Çarşamba

kadıkalesi, lodosçuluk ve karanfilli portakallı sabun


                                            
                                                                    kadıkalesi sahili


Yine güneşli bir gün.
 Deniz kıyısında birkaç saat gevşeyerek oturduk.
Şirin (köpeğimiz) sahilde koşup eğlenerek enerjisinin bir kısmını boşalttı. Arada bunu yapıyoruz ki biraz sakinlesin. Henüz altı buçuk aylık ve çocuk, hep oynamak istiyor.




Neyse ki Kadıkalesi yakın ve orada arkadaşları var. Lodos, Azman ve Linda.
Atölye günlüğünden karanfilli sabunun hikâyesini orada yazacaktım ama olmadı. Bende biraz lodosçuluk yapayım dedim ve saatler geçti.




Biraz denizde taşlanmış dal, bir yeşil renkli cam parçası ve özel hediye kalp taş buldum. Ganimetler güzel.
Üretmeyi planladığım şeyler için malzemeler yavaş yavaş birikiyor.
Gelelim karanfilli ve portakallı sabuna; iki gün önce Duygu ile sözleştik yarın karanfilli sabun döküyoruz diye.  Ertesi günde gelir gelmez kolları sıvadık. Duygu yağları tarttı hazırladı bense kostiği. Artık kostiği Duygu’nun hazırlamasını istemiyorum çünkü o hamile. Biliyor musunuz bilmiyorum kostik suyla karıştığında ısısının artmasının yanı sıra açığa birde gaz salıyor ki bunu solumak çok tehlikeli. Ciğerlere zarar veriyor. Önceleri maske kullanıyorduk aradan zaman geçtikçe biraz gevşedik biraz da yöntem geliştirdik. Şimdi rüzgârın estiği yöne göre kostiği karıştırdığımız noktayı değiştirip gazı solumaktan kurtuluyoruz. Bu arada aklıma gelmişken sizlerle paylaşmak isterim, marketlerden aldığınız lavabo açlarda saf kostiktir. Ben bir ara içeriği yazıyor mu diye bayağı inceledim ancak hiçbir şey bulamadım. O yüzden kullanırken dikkatli olmanızı tavsiye ederim. Gazı solumayın ve asla cildinize değmesine izin vermeyin. Şayet herhangi bir şekilde temas olursa bol bol suyla yıkayın.
Yağ ve kostik hazırlığımız bittikten sonra uygun ısılar için bir süre beklememiz gerekiyor işte bizde bu noktada içinde karışımı hazırlayacağımız kovayı, kalıbımızı, içine koyacağımız uçucu yağımızı ve diğerlerini hazırlıyoruz. O gün ise ekstradan yazın kuruttuğum kadife çiçeklerini tohumlarından ayırıp birazda bahçeden kadife çiçeğinin taze yapraklarından topladık. Duygu’ya bu arada büyümekte olan marullarımı ve ıspanaklarımı gösterip bahçe işleriyle ilgili biraz sohbet ettik. Elince bolca tatlı patates varmış, o bu patates çeşidini çok sevmemiş şimdi onlardan biraz da bana verecek. Benim patateslerim ise bir türlü büyüyemedi bu yıl. Bal kabağım da bir türlü olmadı seneye iyi bir tohumdan tekrar deneyeceğim.
Sonuçta baktık ki zaman gelmiş kolları sıvadık. İşin bu noktası ağır, kilolarca yağı kostikle karıştırdık ve içine karanfil ve portakal karışımı uçucu yağı ile yine kadife çiçeğinden elde edilen doğal boyamızı koyduk ve hemen karıştırıp kalıbımıza döktük. Zaman geçiyor ısı kaybetmeden hemen üzerini süsleyip yine bir bebek gibi sarıp sarmalamamız gerekiyor ki güzel bir sabunumuz daha olsun. Bu son yarım saatlik bölüm bende yüksek adrenaline yol açıyor, sabun üzerine son örtüyü de örttükten sonra birden bir yorgunluk hali geliyor üstüme. Sonrasında da heyecanlı bekleyiş nasıl çıkacak? Sonuçta uygulamamız kimyasal bir olay ısıdaki küçük bir sapma ya da bazen ne olduğunu bir türlü çözemediğimiz aksaklıklar oluyor. İlk başlarda daha çok oluyordu gerçi şimdiler de bir kez başıma geldi. Düşüyorsunuz her şeyi aynı yaptım farklı olan ne ki bu sonuç oldu diye. 
Ertesi gün öğleden sonra merakla açtığım örtülerin altından harika bir görüntü çıktı. Sapsarı ve çok güzel hazırlanmış karanfilli ve portakallı sabun.



2 Aralık 2009 Çarşamba

İşte ısırganlı sabun

Bu gün öğleden sonra yavaş yavaş sabunun üzerinden katmanları kaldırdım. Yiğit’in montu, benim montum, hırkalarım, battaniyeler derken sonunda son katman olan naylona geldi sıra. Görünen o ki başarılı bir sabun var altında.
Yavaşça onu da kaldırdım. Dünden beri atölyeye hakim olan fesleğen kokusu bütün yoğunluğuyla yayıldı ortaya.
Veeee karşınızda…




Şimdi niye sabun bu kadar sarılıp sarmalanıyor açıklamam gerek diye hissediyorum zira bir çoğunuz da bunu merak etmişsinizdir.



İlkyazımda kostik ve yağın karışım anında ısı açığa çıktığından bahsetmiştim. İşte bu ısının bir gün korunması ve sabunlaşma sürecinin maksimum düzeye ulaşmasının sağlanması gerekiyor.
Fesleğenin harici etkilerine gelince; antiseptik ve yaraların iyileşmesine yardımcı, aynı zamanda sivrisinek kovucu…